Birçoğumuz zaman zaman bulunduğu ortamdan uzaklaşmak, belki de salt kendini yaşamaya ihtiyaç duyduğu için gitmek ister... hatta mümkün olsa ışınlanmak, hoop diye olmak istediği yerde olmak ister... Bilenler bilir... Tatlı cadı Semanta (Samantha) vardı... Çocukluğumuzdan kalan bir televizyon dizisinin, hayal gücümüzü zorlayan kadını... Çocuk dünyamızda burnumuza dokunur, olmak istediğimiz yere gideceğimizi sanırdık. Alamadığımız bir oyuncağı Semanta gibi burnumuzu oynattığımızda, o oyuncağın elimizde olacağını hayal ederdik. Sonra büyüdük..,hayatın içinde başka oyuncaklara özendik...Ev aldık, araba aldık, onların taksitlerini günü gününe ödemek için çok çalıştık...onlar da yetmedi daha çok şey istedik...iş yerimizi büyüttük...kariyer yaptık...üstelik bütün bunlara Semanta olmaya ihtiyaç duymadan ulaştık...fakat bir gün bütün bu ulaştıklarımızın mutluluk için yetmediğini, çok yorulduğumuzu farkederiz...Herşeyden herkesten yorulduğumuzu...ve mutlu olmanın eksik yanını doldurmaya ihtiyaç duyarız...belki bir arayış belki de kaçış..!             Hepimizin sığınmak istediği, hayalinde yaşadığı bir yer vardır öyle değil mi... bu bazen bir dağ köyü, bazen bir ormanın içindeki ağaç tepesinde tahta bir kulübe, bazen deniz kıyısında dalga sesini ninni yapıp uyuyabileceğiniz bir bungalov ev, bazen bir başka ülke, bazen de bir yüreğin içinde o yüreğe sarılıp uyumak kadar basit sade bir istek olabilir... Bu boş bir zihinle ve o zihine yeni şeyler doldurmak üzere yolculuğa çıkma arzusunda olan ruhun, yaşamın yoruculuğuna karşı firar etme seklidir...
               Fakat ne kadar gitmek istesek de gidemiyoruz, korkuyoruz, elimizin altında olan ve bizi güvende hissetirenleri bırakıp gidemiyoruz... sıfırdan bir hayata start almak ürkütüyor bizi, 
Yaşanmış bir hayatı bırakıp yeni bir hayatı inşaa etmek zor geliyor. Can Yücel`in şiirinde dediği gibi bir yanımız kalk git diyor diğer yanımız otur diyor ve otur diyen yanımız hep kazanıyor...
               Aslında bir şeylerden “GİTMEK...”var olan koşullarımız ile kendimize dair varlık amacımızı keşfettikten sonra, onu hayata geçirme ya da geçirememe sıkışmışlığının savaş halidir... Bir tarafta bu hayatta sorumluklarımızın varlığını taşımak, diğer tarafta gerçekte bizim ne istediğimiz çatışır... Işte o noktada GITMEK ile KALMAK arası yerde yaşar dururuz...
                „GITMEK...” enikonu tek bir kelime, bir eylem fiil ’idir ama anlamı çok derindir...icinde kocaman cümleler, aşılması zor duygular barındırır...Kelimenin içeriğinde bir tarafda seni boynundan çeken bir halka vardır...diğer tarafında sen de ki SEN..!
                    Bizim boynumuzdaki halkalar sahip olduğumuz herşeydir. Sahip olduğumuz herşeye duyulan sorumluluğun eli o halkanın üzerindedir ” Sen iyi bir annesin, iyi bir babasın, işin gücün var, etrafındaki insanların sana ihtiyacı var, öyle herşeyi herkesi bırakıp yanına salt kendini alıp gitmek kolay mı, hadi git bakalım nasıl gideceksin...” diyen sesin eli, boynunuzdaki halkada oldukca, sen ne zaman kıpırdasan halkayı çekerek, kendini sana hatırlatacaktır. Böylece bu hayatın içinde sahip olduklarımızın kölesi gibi yaşamaya devam ederiz...Oysa klişe bir örnek olsa da, ucağa bindiğiniz zaman hostes “ önce maskeyi kendinize daha sonra çocuğunuza takın “ diye anons yapar...çünkü SEN iyisen ve mutluysan etrafına da güzellik pozitif enerji yayarsın...O nedenledir ki, bazen GITMEK gerekebilir...biraz uzaklaşmak...biraz inzivaya çekilmek, hayata mola vermek...arınmak, yenilenmek için bazen gitmek herkesten herşeyden iyidir..!
 
Sevgiyle, Mutlu Kalın...
Profesyonel Koç
Derya Colaker
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.