Bu haber kez okundu.

Nurgül Yeşilçay Erkan Petekkaya bana mobbing uyguladı . Mobbing Nedir ?
"Erkek ya her şeyi yapma hakkı görüyor" diyen Yeşilçay, "Küçümsemeye, aşağılamaya çalışıyor. Ama yani sen, kendi erkekliğini benim kadınlığım üzerinden taçlandıramazsın! Ben buna izin vermem! Yapamazsın" ifadelerini kullandı.

Hürriyet'e konuşan ve Erkan Petekkaya'nın kendisine mobbing yaptığını söyleyen Nurgül Yeşilçay, "Psikolojik baskı altındaydım. Herkes de bunu biliyordu ama kimse sesini çıkarmadı. Türkiye’deki sorun da bu bence. Herkes her şeyi biliyor ama erkek dünyası ya, 'Erkektir, her şeyi yapmaya hakkı var!' ya, hele gücü de varsa, zorbalık yapsa da kimse sesini çıkarmıyor" diye konuştu.
 
Yeşilçay, "Rejide küçücük bir kız hata yapmış, nasıl küfürler sıralıyor. Sette ağza alınmayacak küfürler ediyor, bağırıyor çağırıyor, o yönetmen denilen kişi de bunlara gülüyor" dedi.

Mobbing, bir veya bir grup insanın, bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapması.

Latince kökenli sözcük; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir. En iyi ifade eden anlamıyla yıldırma veya iş yerinde psikolojik terör anlamlarıdır.

 Özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı

uygulamasıdır. Son dönemde sosyoloji ve hukuk başta olmak üzere çeşitli alanlarda disiplinler arası çalışılan bir konu haline gelmiştir.
NE OLMUŞTU?
Paramparça dizisinde başrol oyuncuları Erkan Petekkaya ile Nurgün Yeşilçay arasında 'öpüşme' krizi yaşandığı basına yansımıştı. İki başrol oyuncusu senaryo gereği dudak dudağa öpüşecekti. Daha önce "Dizilerde öpüşmem, sevişmem. O sahneleri Anadolu halkı da izliyor" diyen Erkan Petekkaya'nın ise buna karşı çıktığı, Nurgül Yeşilçay'ın ise "Bu sahne şart" diye ısrar ettiği, Petekkaya'nın, Nurgül Yeşilçay'a "Sen de ne meraklısın öpüşmeye" diye bağırdığı ve iki oyuncunun arasının açıldığı öne sürülmüştü.
Yaşanan kriz, Nurgül Yeşilçay'ın diziden ayrılmasıyla son bulmuştu.
Evlilik sorularıyla da karşılaşan Yeşilçay, “Henüz evlilik yok. Benim evlenmeye de, depresyona girmeye de vaktim yok" diyerek yoğun bir çalışma temposu içerisinde olduğunu belirtti. Son olarak formunu nasıl koruduğunu da anlatan oyuncu, “Balık etliyim. Sporumu ve sağlıklı beslenmeyi ihmal etmiyorum. 0 beden olmak için çabalamadım" dedi.
Ünlü oyuncu Nurgül Yeşilçay'ın kazandığı paralarını gayrimenkule yatırdığı ortaya çıktı. Yeşilçay'ın Tarlabaşı'ndan iki bina aldığı ortaya çıktı.
Yıllardır ekranlarda başarılı işler çıkartan Nurgül Yeşilçay'ın bölüm başı 140 bin lira aldığı belirtildi. Bölüm başı neredeyse bir ev parası kazanan Nurgül Yeşilçay, yatırım konusunda ise gayrimenkulü tercih ediyor. 16 yıldır çok sayıda dizi ve sinema filminde rol alan ünlü oyuncu, son olarak İstanbul Tarlabaşı’nda butik otel yapmak için 2 eski bina satın aldığı ortaya çıktı. Yeşilçay, yatırımlarına İstanbul Ulus’ta bir ev alarak devam etmek istiyor. Ortaköy’de kirada oturan başarılı oyuncunun, oğlu Osman Nejat’ın okuluna yakın olması için Ulus’ta bahçeli geniş bir eve taşınmak istediği iddia edildi.
Levent’te bir Ofis, Haliç ve Bağdat Caddesi’nde birer daire, Bodrum’da yazlık villa ve İzmir’de 2 dairesi olan Yeşilçay, yeni evi için 1 milyon doları gözden çıkardı. Paramparça dizisiyle reyting rekorları kıran Yeşilçay’ın geçtiğimiz günlerde Ortaköy’de oturduğu binadaki komşularından şikayetçi olduğu da ortaya çıkmıştı. Başarılı oyuncu komşularından sürekli matkap sesi geldiğini ve bundan duyduğu rahatsızlığı sosyal medya hesabından duyurmuştu.Nurgül Yeşilçay 26 Mart 1976 yılında Afyon'da doğdu. Ortaokul ve liseyi İzmir'de bitirdi. 2001'de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Tiyatro bölümünden mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında rol aldığı İkinci Bahar dizisindeki Gülsüm rolü ile oyunculuğa başladı.
2002 yılında Çağan Irmak'ın yönetmenliğini yaptığı ''Asmalı Konak'' adlı dizisinde Bahar Karadağ rolüyle tanınan Nurgül Yeşilçay, aynı yıl Teoman ile ''Mumya Firarda'' filminde oynadı.
2003 yılında Abdullah Oğuz'un yönettiği ''Asmalı Konak'' dizisinin devam filmi olan Asmalı Konak-Hayat'ta Özcan Deniz'le başrolü paylaştı. Yönetmenliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı ''Eğreti Gelin'' filmindeki Kostak Emine rolü ile 2005 12. Adana Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü aldı. Aynı yıl Hande Ataizi ile ''Melekler Adası'' dizisinde rol aldı.
2004'te 5 yönetmenin yönettiği ''Anlat İstanbul'' filminde Saliha karakterini canlandırdı. 2005-2006 sezonunda ATV'de yayımlanan ''Belalı Baldız'' dizisinde Berna Laçin ve Kenan Işık ile başrolü paylaştı. 2006'da Cem Özer ile Sen Olmasaydın adlı tiyatro oyununda rol aldı.
2006 yılının eylül ayında Fatih Akın'ın senaryosunu yazdığı, yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği Yaşamın Kıyısında isimli filmin çekimlerine başladı. Ayten Öztürk adlı Türk kızını canlandırdığı film 2007'de 60. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışmaya hak kazandığı ardından "En iyi Senaryo" ödülünü kazandığı açıklandı.
2007'de ''Ezo Gelin'' adlı dizisinde Ezo Gelin'i canlandırdı. Ortadoğu'nun en önemli film festivallerinden biri olarak kabul edilen 31.Uluslararası Kahire Film Festivali'nde başkanlığını ünlü İngiliz yönetmen Nicolas Roeg'in yaptığı ana jüride yer aldı.
2007'de Barış Pirhasan'ın yönetmenliğini yaptığı Adem'in Trenleri filminde Hacer rolnde kusursuz bir performans sergiledi. Bu filmdeki oyunuyla 13.Sadri Alışık Oyuncu ödülleri kapsamında "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazandı. Ayrıca Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği (ÇASOD) Geleneksel 15. Oyuncu Ödülleri "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü’nü iki ayrı filmde, birbirinden çok farklı iki rolde birden etkili olmayı ve doğal kalmayı başarması nedeniyle ''Yaşamın Kıyısında'' ve ''Adem'in Trenleri'' filmlerinin oyuncusu Nurgül Yeşilçay kazandı.
2008 yılında 27.si düzenlenen Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Semin Kaplanoğlu'nun juri başkanlığını yaptığı ulusal yarışma jürisinde yer aldı.
Nurgül Yeşilçay, 26 Ekim 2004 tarihinde Cem Özer ile evlendi. 22 Mayıs 2005 tarihinde bir oğlu oldu. 2011 yılının şubat ayında Cem Özer'den boşandı.

2010-2011 döneminde ''Aşk ve Ceza'' dizisinde Murat Yıldırım ile başrolü paylaştı.
Nurgül Yeşilçay, 2014 yılında yayınlanmaya başlayan ''Cinayet'' adlı dizide Engin Altan Düzyatan ile başrolü paylaşıyor.
Filmografisi
2014 Cinayet - Zehra Kaya
2013 Bebek İşi - Candan
2013 Aşk Kırmızı - Nazlıgül
2012 Sultan - Sultan
2011 Sensiz Olmaz - Feryal
2011 Çınar Ağacı - Sonay
2010 Aşk ve Ceza - Yasemin
2009 7 Kocalı Hürmüz - Hürmüz
2008 Vicdan - Aydanur
2007 Adem'in Trenleri - Hacer
2007 Yaşamın Kıyısında - Ayten Öztürk
2006 Ezo Gelin - Ezo Gündoğdu
2005 Belalı Baldız - Arzu Parlak
2004 Anlat İstanbul - Uyuyan Güzel Saliha
2004 Eğreti Gelin - Kostak Emine
2004 Melekler Adası - Şerbet/Ayşe
2003 Asmalı Konak - Hayat  - Bahar Karadağ
2002 Mumya Firarda - Fatıma
2002 Asmalı Konak - Bahar Karadağ
2001 90-60-90 - Deniz
2001 Şellale - Nergis
1998 Her şey Çok Güzel Olacak - Hemşire
1998 İkinci Bahar - Gülsüm Percons Meriç Kaynak : Trgundem
Ters Mobbing (Reverse Mobbing), bir astın veya grup olarak astların üstlerine, kendilerine yapılan mobbing sonucunda, kişisel anlaşmazlıklar sonucunda veya politik oyunlar sonucunda kasıtlı olarak psikolojik tacizde bulunarak, işten ayrılmadan ziyade üstün hiyerarşik pozisyonunu bozmayı hedeflediği bir yıldırma eylemidir.[2] Ters mobbingin uygulanmasında en yaygın olara asttan üste; sabote etme, talimatlara uymama, kasti yanlış işlem yapma, asılsız söylentiler çıkarma ve bilgi saklama gibi eylemler gerçekleştirilmektedir


Mobbing (Psikolojik Taciz) Nedir?

Mobbing kavramı, İngilizce “mob” kökünden gelmekte olup, “Mob” sözcüğü, aşırı şiddetle ilişkili ve yasaya uygun olmayan kabalık anlamındadır. Sözcük Latince “mobile vulgus”tan türemiştir. İş yaşamında maddî ve manevî çok büyük zarara yol açan duygusal taciz, yakın geçmişte başlı başına bir olgu olarak tanımlanmıştır.Mobbingin (işyerinde psikolojik taciz) kelime anlamı, psikolojik şiddet,baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermektir. Türk Dil Kurumu, mobbing kavramının karşılığı olarak  “Bezdiri” kelimesini belirlemiş ve bezdiriyi “İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme” olarak tanımlamıştır. Üniversitemizde “İşyerinde psikolojik taciz” kavramı uluslararası literatürde yaygın kullanım şekli olan “mobbing” kelimesi ile ifade edilmiştir.

Mobbing; Mevcut gücün ya da pozisyonun kötüye kullanılarak; sistematik olarak psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, aşağılama, tehdit vb. şekillerde tecelli eden duygusal bir saldırıdır. Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlayıp; işverenin ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam yaratarak onu işten çıkmaya zorlamasıdır. Yaş, cinsiyet, ırk ayrımı olmaksızın kişiyi iş yaşamından dışlamak amacı ile kasıtlı olarak yapılır.  Mobbing uygulayan kişiye “tacizci”, mobbinge maruz kalan kişiye ise “mağdur” denir.

Mobbinge maruz kalan kişiler gördükleri zararın büyüklüğü ve etkisiyle, işlerini yapamaz duruma gelmektedirler. Konu ile ilgili yapılan araştırmalar göstermiştir ki, en kısa mobbing süresi 6 ay, genelde ortalama süre 15 ay, sürecin kalıcı ağır etkilerinin ortaya çıktığı dönem ise, 29-46 aydır. Hangi işyerlerinde ve hangi kişilerin mobbinge uğradığına bakıldığında araştırmalara göre kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, öncelikle sağlık ve eğitim sektöründe yaygın olduğu ve özellikle de üniversitelerde bunun çok daha sıklıkla yaşandığı görülmektedir.

 Mobbingin Tarihçesi

 Mobbing sözcüğü, ilk olarak hayvanların kendi aralarındaki savaşta belirlenip, daha sonra çocukların birbiriyle olan zorbalık ilişkilerini tanımlamakta kullanılmıştır. İşyerlerinde de 1950-1960’lı yıllarda yapılan araştırmalar, mobbingin sadece çocuklar arasında yaşanmadığını ortaya koymuştur. Mobbing kavramı ilk olarak 1984 yılında Dr.Heinz Leymann tarafından “İş Hayatında Güvenlik ve Sağlık” konulu raporda ortaya atılmış ve böylece bilimsellik kazanmıştır. Çalışma yaşamında hep var olan fakat görmezden gelinen mobbing, birçok iş yerinde hâlâ çok sayıda çalışanın kâbusu olmaya devam etmektedir. Bazen hakaretle, aşağılamayla bazen de normalin üzerinde aşırı iş yükü yükleyerek kendini gösteren bu davranışa maruz kalmak çalışanın hem psikolojik hem de fizyolojik olarak etkilenmesine neden olabilmektedir.

 Mobbing Nasıl Anlaşılır?

 Çalışanlar üzerinde yetki, grup psikolojisi, küme ilişkileri yolu ve sistematik baskı ile ortaya çıkar. “Sistematik” tespitinin yapılması için, uzmanlar en az altı aylık bir süre öngörmektedirler. Anlık, stresten kaynaklanan sorunlar kastedilmemektedir. Yaşanan her çatışma ya da her anlaşmazlık psikolojik taciz olarak değerlendirilmemelidir. Bir olguya psikolojik taciz diye bakabilmek için davranışların ayda birkaç kez tekrarlanması, birbiri ardına birtakım evreler içinde geçmiş olması ve bunun tekrarlama sıklığı ve uzun süre devam etmesi ve davranış tarzlarının kişiye kötü muamele şeklinde olması gerekmektedir.

 Bir ya da birden fazla kişiye yöneltilen ve tekrar eden olumsuz davranışlarda iletişim olgusu olduğu için iki taraf vardır. Tacizi yapan ve hedef kişi arasında açık bir güç eşitsizliği bulunmaktadır. Kurban konumundaki kişi devamlı kaybeden kişi konumundadır. Bir tacize mobbing denilebilmesi için en azından, kasıtlılık, süreklilik ve sistemlilik niteliklerini taşımalı ve bunların varlığının teşhisi içinse, çatışmanın, kurum kültürünün ve taciz sürecinin incelenmesi gerekmektedir.

 Mobbing Türleri

 1. Düşey Psikolojik Taciz: Üst konumda yer alanların astlarına yönelik olarak gerçekleştirdikleri psikolojik taciz vakalarıdır. Üstler sahip oldukları kurumsal gücü, astlarını ezerek, onları kurumun dışına iterek kullanmasıdır.

2. Yatay Psikolojik Taciz: İşyerinde psikolojik tacizin fail veya failleri mağdur ile benzer görevlerde ve benzer olanaklara sahip, aynı konumdaki iş arkadaşlarıdırlar. Örneğin; eşit koşullar içinde bulunan çalışanların çekememezliği, rekabet, çıkar çatışması, kişisel hoşnutsuzluklar gibi.

3. Dikey Psikolojik Taciz: Çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulamasıdır. Nadir görülen bir durumdur. Örneğin, çalışanların yöneticiyi kabullenememesi, eski yöneticiye duyulan bağlılık, kıskançlık gibi.

 Mobbingin Aşamaları

- Çatışmanın ilk belirtileri

-  Çatışmanın çözümlenmeyişi

-  Mobbingin başlaması (ruhsal ve fiziksel sağlık etkilenir)

-  Mobbingin şiddetlenmesi (performansın düşmesi)

-  Mobbingin iyice yoğunlaşması (istirahat, rapor, işe geç kalma)

-  Yoğun mobbingin devamı (hastalık işin önüne geçer)

-  Hastalık, istifa, uzaklaştırma vs…

 Mobbingin Etkileri

Modern hayatın getirdiği temel sorunlardan birisi haline gelen psikolojik tacizin sonuçları ve etki alanı oldukça geniştir. Bireyler, böyle bir sorunu bilmekte, yaşamakta, ancak tanımlama ve çözüm konusunda bir adım atamamaktadır. İşyerinde psikolojik taciz, bireyin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlamakta ve daha sonra tacizcinin saldırgan eylemleriyle devam etmektedir. Bir sonraki aşamada da mağdur, sorunun kaynağı, problemli ya da akıl hastası olarak damgalanmaktadır. Zaman zaman saldırganlığa tacizcinin dışında yönetim veya iş arkadaşları da katılabilmektedir. Genellikle bireyin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam oluşturulmakta ve sistematik olarak baskı yaratılıp işten ayrılması sağlanmaktadır. Psikolojik tacizin birey üzerindeki duygusal ve fiziksel etkilerini; uykusuzluk, sinir bozukluğu, melankoli hali, yoğunlaşma bozukluğu, sosyal yalıtım, kendini küçümseme ve aşağılama, sosyal uyumsuzluk, çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar, depresyon, umutsuzluk ve çaresizlik hissi, sinirlilik, öfke, huzursuzluk ve derin keder hâli olarak tanımlanmaktadır.

Mobbing insanın meslekî bütünlük ve benlik duygusunu zedeler, kişinin kendine yönelik kuşkusunu artırır, paronaya ve kafa karışıklığına neden olur, kurban kendine güven duygusunu yitirir, kendisini yalıtabilir, huzursuzluk, korku, utanç, öfke ve endişe duyguları yaşar. Mobbing, ağlama, uyku bozuklukları, depresyon, yüksek tansiyon, panik atak, kalp krizine kadar giden sağlık sorunları ve travma sonrası stres bozukluğu yaratabilir.

Mobbing mağdurunun yaşadığı sorunları aile ortamına yansıtması, aile içi huzursuzluk ve çatışmalara sebep olabilir. Hatta bu durum aile içi şiddet ve boşanmayla sonuçlanabilir.

Yapılan bir araştırmaya göre Mobbing mağdurunun sağlık giderleri, kazancın üzerinde bir rakama tekabül etmektedir.

Psikolojik tedavi, ilaç, doktor ve hastane masrafları yanında; iş veriminin azalması, hastalık izinlerinin artması gibi sonuçları sebebi ile Mobbing ekonomik bağlamda yüksek kayıplara sebep olmaktadır.

Mesleki motivasyonun düşmesi
Öğrenci, veli ve çalışan personelle iletişim çatışmaları
Tükenmişlik duygusu
İşe gitmeme isteği
Çalışmak konusunda pişmanlık ve hırs gibi çatışan hisler
İş ve iş ortamı değiştirme isteği
İşle ilgili güvensizlik duyma.
 Mobbingin Maliyeti

Mobbingin (İşyerinde Psikolojik Taciz) doğrudan maliyeti çalışanların katlanmak zorunda olduğu iş kaybı ve güvenlik boyutu ile birlikte, bireyin ruhsal ve fiziksel sağlığıyla ödemek zorunda kaldığı ağır bir bedeldir. Bu olgunun dolaylı maliyeti ise, işveren ve toplumun katlanmak zorunda kaldığı düşük verim ve üretim ürün kalitesinin bozulması, kurumunun/ şirketin saygınlığının yitirilmesi ve müşteri sayısında azalma şeklinde kendini göstermektedir. Psikolojik olarak rahatsız olan çalışanın üretime katacağı katkı sorunsuz bir çalışandan çok daha az olacaktır. Hastalık sebebiyle işgücü kayıpları ülke ekonomilerinde büyük kayıplara sebep olmaktadır.

 Mobbing Önlemleri

Psikolojik yıldırmaya maruz kalan çalışanın, Mobbing uygulayan kişiye taciz edici söz ve davranışlarını durdurmasını açıkça söylemesi ve bu konuşmayı yaparken gerekirse tanıklık edebilecek bir kişinin tanıklık etmesini sağlaması,
Çalıştığı kurum yetkilileri ile bu durumu paylaşması,
Yaşadığı olayları, verilen anlamsız emirleri ve uygulamaları yazılı olarak kaydetmesi,
Durumu bağlı olduğu sendikanın işyeri temsilcisine ya da sendika yönetimine bildirmesi,
Hem yardımcı olması hem de kanıt oluşturması bakımından gerekiyorsa tıbbi ve psikolojik yardım alması faydalı olacaktır.
 Hukuki Bilgiler

Anayasamızda psikolojik tacizi doğrudan içeren bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak psikolojik tacizin ulusal ve uluslararası hukukta kişilik hakları temelinde değerlendirildiği dikkate alınarak Anayasa’daki bu haklara ilişkin düzenlemelerin bazıları;

Anayasamızın “Devletin Temel Amaç ve Görevleri” başlıklı 5’inci maddesinde; “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlamak” devletin görevleri arasında sayılmıştır.

10’uncu maddede, “Kanun Önünde Eşitlik” ilkesine yer verilmiş ve devletin bu eşitliği sağlamak üzere gerekli tedbirleri alacağına vurgu yapılmıştır. “Herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu” 12’inci maddede düzenlenmiş ve yine “herkesin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu” 17’inci maddede vurgulanmıştır.

 İş Kanunu hükümlerinde doğrudan psikolojik taciz kavramına yer verilmemiş olmakla birlikte; Eşit davranma ilkesi (Madde 5), Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi (Madde 22), İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri (İş sağlığı ve güvenliği konusunda) (Madde 77), kapsamında konunun değerlendirilmesi mümkün görünmektedir.

 Mevzuatımıza ilk kez Türk Borçlar Kanunu ile giren psikolojik taciz ifadesi “İşçinin kişiliğinin korunması” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu hükümle işçinin işyerindeki psikolojik tacizlere karşı hukukî güvence altına alınması konusunda önemli bir adım atılmıştır. İşverenin bu maddeye aykırı davranışları sonucu ortaya çıkan zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tâbi tutulmuştur.

 Psikolojik taciz, Türk Medenî Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte; “Dürüst Davranma” başlıklı 2’inci maddesindeki “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” şeklindeki temel ilkeden başlayarak; kişiliği vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı koruyan 23’üncü madde, saldırılara karşı koruyan 24’üncü madde ve bu konuda açılacak davaları düzenleyen “Davalar” başlıklı 25’inci madde kapsamında ele alınabilmektedir.

 Türk Ceza Kanunu’nun amaçları arasında yer alan “kişi hak ve özgürlüklerinin korunması” kapsamında, psikolojik tacize konu eylemlerin işleniş biçimleri ve sonuçlarına göre her biri ayrı ayrı değerlendirilmek üzere 96. maddesindeki Eziyet, 105. maddesindeki Cinsel Taciz,

106. maddesindeki Tehdit, 107. maddesindeki Şantaj, 117. Maddesindeki İş ve çalışma hürriyetinin ihlali, 122. maddesindeki Ayırımcılık, 125. maddesindeki Hakaret, 123.maddesindeki Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma, 124. maddesindeki Haberleşmenin engellenmesi, 132. Maddesindeki Haberleşmenin gizliliğini ihlal, 133. maddesindeki Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, 134. Maddesindeki Özel hayatın gizliliğini ihlal, 135. maddesindeki Kişisel verilerin kaydedilmesi TCK’da suç olarak sayılan fiiller arasında yer almaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.