35 yıldır Halep’in meşhur zeytinyağı sabununu üreten Hassan Harastani şimdi sabunlarını Paris yakınlarında Santeny kasabasında üretiyor.
Bu faaliyetini Mersin’de yapabilir ve ürünlerini buradan tüm Avrupa’ya ihraç edebilirdi.
Suriye’nin birçok alanda tanınmış başka ürünlerini de, Mersin’e göçle gelen Suriyeli kardeşlerimiz sayesinde üretimini yapabilir ve ihraç edebilirdik; ama ne yazık ki olmadı, olmuyor.
 
Sakince düşünelim ve özeleştiri yapalım:
 
Özellikle- kendileri de önceden göçle gelen- Arap kökenli hemşerilerimiz ve geleneksel Mersin hoşgörüsünü gösteremeyen - ve yine göçle gelen-  Mersinliler, savaş nedeniyle ülkemize, kentimize sığınan bu insanlara gerekli ilgiyi göstermek bir yana, onların çalışma hayatına sorunsuz katılmaları, kent ekonomisinde yer almaları hususunda çok güçlük çıkardılar, itici söylemlerle bu konuklarımızı incittiler.
Meslek Odaları da kendi eksiklikleri nedeniyle yaşadıkları ticari sorunları bu insanların açtıkları işyerlerine yüklediler; Suriyelileri kent ekonomisinin kötü gidişinden sorumlu tuttular.
Maalesef Mersinliler onları anlamaya çalışmadılar ve empati yapmadılar. Ve daha da önemlisi: Onların kent ve ülke ekonomisine katkıları konusunda geliştirici desteklerini esirgediler.
Çekinmeden not düşelim: Bu konuda sorumluluk, özellikle ekonomi ile ilgili STK’lardadır . Özellikle,  Arap İşadamları üzerinde etkili olan  TURAB   iki kat daha sorumludur.
 
Beş yıldan daha uzun bir süredir kentimizde bulunan Suriyelilerin çoğunluğu artık dönmeyecektir; bu insanlar,  tıpkı iki asır öncesinden göçle gelen Arap vatandaşlarımız gibi bizlerle beraber yaşayacaklar, hayatımızı paylaşacaklar.
Suriyelilere karşı kin ve nefret söylemleri daha da ileri giderse, bunun hiç hesapta olmayan çok daha vahim sonuçları olabilir; meselâ bu nefret söylemi bu kentte yerleşik Arap kökenli hemşerilerimize de yönelebilir. Bunun nasıl bir kirlenme olacağını, nasıl bir ayrımcılığa yol açacağını konuşmak bile istemeyiz.
Suriye’yi çok iyi tanıyan ve savaştan önce birkaç kez özellikle Halep, Şam ve Lazkiye’ye gitmiş bir kimse olarak, Suriyeli konuklarımızın kentimiz için ne kadar büyük bir sosyo-ekonomik imkan olduğunu, onların hayatımıza neler katacağını biliyorum.
Geçmişte ziyaretlerimde Suriye’den yaptığım alışverişleri hatırlıyorum: Zeytin, peynir, çerez, tatlı gibi yiyecekler; elişleri, sedef işlemeli eşyalar…
 
G.Antep’e bakalım: Bu çalışkan komşu kentimizde 800 Suriyeli firma faaliyettedir. 38 sanayici özellikle ayakkabıcılık, tekstil ve gıda alanında üretim yapıyor.
Mersin’de ise Antep’teki sayı kadar firma kurulu olsa da, onlar G.Antep’teki kadar bir üretim sağlayamıyorlar; Mersin’deki Suriye’den gelenlerin kurdukları firmalar genelde dış ticaret konusu ile ilgililer.
 
Kilis’in Elbeyli İlçesinde Suriyeli sığınmacıların yaptıkları elişleri, İstanbul’da dokuz önemli mağazada satışa sunuluyor.
 
Aslında hoş görü kenti, iki asırdır göçle gelen her dil, din, ırk ve mezhepten insanlara kucak açan, onlarla ekmeğini paylaşan Mersin bu kez bu insanlık ve vicdan sınavında yeterince başarılı olamadı.
Bunu açık yürekle masaya koyalım ve gerekli dersleri alarak önümüze bakalım.
Her gün yüreğimizi kanatan trajedide, yani Ege Denizi’nde boğularak  ölen çocukların, kadınların, erkeklerin acı dolu kaderlerinde acaba bizim de payımız yok mu?
Onların Mersin’de kalmalarını ve bir şeyler üretmelerini sağlayacak bir yol bulamaz mıydık?
 
Beş yıl önce Suriyeli turistleri beklerken, Arapça tabelalar asarken, şimdi onlardan şikayet etmek, onları yok saymak nasıl bir anlayıştır?
 
Bu kentin geleneği, kültürü, demokratik alışkanlıkları ve farklı inançlar mozaiği içinden beliren toplumsal vicdanı, savaş gibi bir insanlık suçundan uzak durmak için bize sığınan bu insanlara karşı daha sorumlu davranmamızı işaret ediyor.
Onların kaderi ve hayatı, Mersin’de yaşayan herkesin ve hepimizin  kaderinin ve hayatının bir parçasıdır. Katkılarımız ve çabalarımızla onlar iyileştikçe, bizler de daha iyi insanlar olmanın hazzını tadacağız.
 
Yine de çok geç olmadığını düşünüyorum. Meslek Odalarımız, TURAB ve diğer STK’lar ve Belediyelerimiz mutlaka bazı projeler geliştirebilir ve bu insanları üretim ve ülke ekonomisine katkılarını sağlayarak birlikte hoşgörülü yaşamamızda da etkili olurlar.
Evet; biz böyle bir geleneğin içinden geliyoruz ve bundan sonrasında daha olumlu, sağlıklı ilişkiler kuracağız.
Bunun kent ekonomisine büyük katkısı yanında, asıl kalıcı sonucu insani dayanışma ve paylaşma ahlakı alanında olacaktır.
 
HARUN ARSLAN
 
 
 
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.